17. yy.

 

           Cevri, Fehim, Naili, Nedim-i Kadim, Nef'i, Nev'izade Atayi, Neşati, Nabi, Sabit, Şeyhülislam Yahya,

           

            Cevrî   

         Mevlevî şairlerden olan Cevrî 17. yüzyılın ilk yarısında yaşamıştır. Çok yönlü bir şair olup daha çok hattatlığıyla ün kazanmıştır. Sanatçı, Mevlâna'ya bağlılığı ile tanınır.

Cevrî'nin Dîvân 'ı hacimli olup, Dîvân'da bulunan kaside ve gazellerde Nef’î'nin etkisi görülür. Ancak, şairlik yeteneği sınırlı olan Cevrî'nin kaside ve gazelleri Nef’î'ninkilere göre daha gösterişsiz, daha az ahenklidir. Dili ağır olup, zincirleme tamlamaları sık kullanmıştır.

     Eserleri: Dîvân, Selim-nâme, Hilye-i Çihâr-Yâr-ı Güzin, Hall-i Tahkikat, Aynü'l-Füyûz (Yusuf Sîneçâk'ın Cezîre-i Mesnevi adlı eserinin şerhidir), Melhame, Nazm-ı Niyâz.

    Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.

 

 

        Fehîm

      Yüzyılın ilk yarısında yaşamıştır. Fehîm-i Kadîm olarak da tanınır. Böyle tanınmasının nedeni bir yüzyıl sonra yaşamış olan Fehîm'le kanştırılmaması içindir. Küçük yaşında iken İran şiirine merak saran Fehîm, İranlı şair Şirazlı Urfî'yi beğenerek onun etkisinde kalmış, hatta şiirlerinde kendinden "Urfî-yi Rum" diye söz etmiştir.

Tanzimat dönemi Divan şiiri yanlısı şairlerin gazel vadisinde en beğendikleri ve nazire yazdıkları iki şairden biri Fehîm, diğeri ise Nâ'ilî'dir.

     Eserleri: Dîvân,Şehr-engîz, Evliya Çelebi, Fehîm'in Figan-nâme adlı eserinin varlığından söz ederse de anılan eserin şairin divanında bulunan bir kasidesi olduğu sanılmaktadır.

   Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.

 

           Nailî

         17. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan Nâ'ilî, Nâ'ilî-i Kadîm diye de tanınır. Hayatı hakkında bilinenler azdır. İstanbullu'dur. Katiplik yapmış, ömrünün son yıllarını doğup büyüdüğü İstanbul'dan uzakta, sürgüne gönderildiği Edirne'de sıkıntı içinde geçirmiştir. Ölümünden kısa bir süre önce İstanbul'a dönen Nâ'ilî 1666 yılında İstanbul'da ölmüştür. Şiirlerinden, iyi yetişmiş, kültürlü, olgun bir kişi olduğu anlaşılmaktadır. Nâ'ilî, tasavvufun etkisinde kalmış, Halvetiye tarikatına girmiştir.

     Nâ'ilî 17. yüzyılın gazel ustalarındandır. Kendisinden söz eden bütün kaynaklar, onun şiirde yeni bir çığır açtığı görüşünde birleşirler. Nâ'ilî, Neşâtî'yle birlikte "Sebk-i Hindî"nin edebiyatımızdaki en başarılı temsilcisi olarak tanınır. "Sebk-i Hindî" şiirinde görülen anlam derinliği, hayal genişliği dilde yabancı kelime ve uzun tamlama kullanımı Nâ'ilî'nin şiirlerinin de başlıca özelliklerindendir. Ufak tefek, zayıf, hastalıklı bir insan olması, mesleğinde ilerleyememesi ve şairliğiyle kendisine rahat bir geçim sağlayamaması yüzünden şiirlerinde karamsar bir ruh hali sezilir. Karamsar duyguların, ıztırabın anlatımı belirttiğimiz bu nedenlerden dolayı kişiliğine uygun düştüğü gibi "Sebk-i Hindî"nin de başlıca özelliklerindendir. Nâ'ilî, ruhundaki bu kötümserliği, tasavvufun mistik huzuru içerisinde eriterek şiirlerinde vermeye çalışmıştır. Nâ'ilî'nin şiirlerine konu olan aşk, çoğunlukla ilahî aşktır. Sanatçı tasavvufu daha çok gazellerinde ve müseddeslerinde işlemiştir. Şiirlerinde ilahi aşkı işlemesi nedeniyle tasavvufa düşkünlüğü görülmekle birlikte Nâ'ilî, kendisinin de şiirlerinde belirttiğine göre dünyayla olan bağını kesememiş, dolayısıyla gerçek bir mutasavvıf olamamıştır. Nâ'ilî bu durumdan şiirlerinde yakınır.

Daha sonraki yüzyıllarda da etkisini sürdüren Nâ'ilî, Tanzimat Dönemi'nde de divan edebiyatı geleneğini sürdüren Leskofçalı Galip, Yenişehirli Avnî ve Arif Hikmet üzerinde etkili olmuştur.

     Bilinen tek eseri Dîvân’ıdır.

   Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.

 

 

        Nedîm-i Kadîm

      İsim benzerliği nedeniyle bir asır sonra yaşamış olan Lâle Devri'nin ünlü şairi Nedîm'le karıştırılmış, kimi şiirleri de Nedîm'e mal edilmiştir. Diğer Nedim'den ayırmak için Nedîm-i Kadîm adıyla tanınır. Lâle Devri şairi Nedîm Dîvânı’nın bir baskısını hazırlayan Halil Nihat Boztepe, divanın sonundaki lugatçenin "n" harfi altında Nedîm-i Kadîm'in Dîvânçe'sini de yayımlamıştır. Başka bir deyişle Dîvânı ile Divançe aynı eser içerisinde, bir arada bulunmaktadır.

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.

 

 

       Nef'î

     Nef'î, 17. yüzyıl Osmanlı sahası Türk edebiyatının ilk yansında yaşamış olup, Divan şiirinin önde gelen şairlerindendir. Erzurum (Hasankale) doğumlu olan Nef î'nin doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte 1570 yılı dolayında doğduğu sanılmaktadır. Çocukluğu ve gençliğinde sağlam bir medrese öğrenimi görerek, Arapça ve Farsçayı çok iyi öğrenen sanatçı, şairliğe de oldukça erken yaşlarda başlamıştır. Mahlâs olarak önce zararla ilgili anlamına gelen "Zarri"yi kullandığı, daha sonra tarihçi Gelibolulu Âlî'nin verdiği ve yarar anlamına gelen "Nef‘î"yi kullanmaya başladığı, kendisi hakkında bilgi veren kaynaklarda kaydedilmektedir. Asıl adı Ömer olan Nef’î'nin, bir süre doğum yerinde yaşadıktan sonra İstanbul'a geldiği bilinmekle birlikte, Doğu Anadolu'dan ne zaman ayrılıp İstanbul'a geldiği konusu da henüz açıklık kazanmamıştır. Ancak, şiirlerinden yola çıkarak I. Ahmed'in tahta çıkışından sonra yani 1603'ü izleyen yıllarda İstanbul'a geldiği sanılmaktadır. Büyük şair Edirne'de kısa süre bulunmasının dışında 30 yıl kadar bir süre de İstanbul'da yaşamıştır. I. Ahmed, I. Mustafa, II. Osman ve IV. Murad olmak üzere dört padişah döneminde yaşadığı bilinen Nef î'nin, bu padişahlardan en çok I. Ahmed ile IV. Murad'ı sevdiği, ya da onlara yakınlığının daha fazla olduğu bu iki hükümdara sunmuş olduğu kaside sayısının fazlalığından anlaşılmaktadır. Çeşitli devlet hizmetlerinde bulunan Nef'î, hicve olan düşkünlüğünün kurbanı olarak 1635'te idam edilmiştir.

     Eserleri ve Edebî Kişiliği

    Divan Edebiyatımızda Fuzulî, Nâbî gibi çok sayıda eser veren ünlü ustaların yanı sıra Nâ'ilî, Nedîm, Şeyh Galip gibi fazla eser vermemiş seçkin sanat ustaları da bulunmaktadır. Sözü edilen bu ikinci grup şairlerin bıraktıkları eserlerin sayısı fazla olmamakla birlikte şiir sanatında gösterdikleri ustalıkla ölümsüzlüğe kavuşmuşlardır. Nef’î bu II. grup sanatçılardandır. Nef’î'nin başlıca üç eseri bulunmaktadır. Bunlar, Türkçe Dîvân, Farsça Divan ve Sihâm-ı Kazâ’dır. Ayrıca bazı araştırmacılar tarafından şairin, Tuhfetü'l-Uşşâk adlı kasidesi de müstakil bir eser olarak değerlendirilmektedir.

     Nef’î övgü ve yergi şairidir. Övgü ve yergi Nef’î'nin, geçmişte ve günümüzde yayımlanmış olan kaynakların görüş birliği ettiği iki ana özelliğidir. Övgü dendiği zaman da usta şairin fahriyeciliğini, kendi sanatını övmeye düşükünlüğünü belirtmek gerekir. Öyle ki övünmeleri sırasında İran edebiyatının en ünlü şairleriyle, örneğin Ömer Hayyam, Hâfız, Urfî, Feyzî gibi şairlerle kendini kıyaslamakta ve sanat gücünün onlardan üstün olduğunu söyleyebilmektedir. Bu durum onun kendini övmeye ve mübalağa yapmaya olan düşkünlüğünün bir kanıtı olmakla birlikte aynı zamanda Nef’î'nin kişiliğinde Türk şiirinin 17. yüzyılda kendine olan güveninin, şairlerimizin ulusal bilince sahip olma konusundaki isteklerinin bir göstergesidir. Nef’î’nin sanatında göze çarpan önemli bir özellik de onun şiir dilinde ve şiir dilinin kullanımında gösterdiği başarıdır. Kelimelerle rahatça oynayabilen, vezni başarıyla kullanan, kafiyelere zahmet çekmeden hakim görünen Nef’î, gür, tok ve kendinden emin bir üslûba sahiptir. Şairin kendine olan güvenini hemen her kasidesinde, her gazelinde izlemek mümkündür. Vezin ve kafiye konusunda gösterdiği üstün yeteneğinin yanı sıra zengin kelime hazinesi, hemen hiç işitilmemiş, hiç kullanılmamış kelime ve deyimleri arayıp bulmada gösterdiği başarı dikkat çekicidir. Tamlamaları kullanırken bazen aşırılığa kaçmakla birlikte bu tür kullanımları fazla yadırganmaz. Nef’î'nin şiirlerinde rastlanan bir başka özellik de şiirin bütünü içerisinde anlam birliği sağlamaya çalışmasıdır. Onun şiirde anlam bütünlüğünü koruma yolunda gösterdiği titizliği hemen bütün şiirlerinde görürüz. Nef’î övgü şairi olmasının bir sonucu olarak edebiyatımızın yetiştirdiği sayılı kaside ustalarındandır. Büyük sanatçının kasideciliği, gazelciliğinden üstündür. Bu özelliğiyle Nef’î bir gazel şairi olmaktan çok kaside şairidir. İstanbul Türkçesini pürüzsüz kullanabilen şairlerdendir. Kasideleri yabancı kelimeler yönünden yoğun olmakla birlikte gazellerinin dili sadedir. Ziya Paşa'nın taşralı olmasına rağmen İstanbul Türkçesini başarıyla kullandığı için övdüğü iki şairden biri Nef’î, öteki ise aynı yüzyılda yaşamış olan ünlü divan şairi Nâbî'dir.

      Nef’î, "Sebk-i Hindî"nin bazı özelliklerine şiirlerinde rastlanan ilk şairdir. Mübalağaya düşkünlüğü ve hayal zenginliği onun "Sebk-i Hindî" üslûbunun etkisinde kaldığının göstergesidir. Şair, tezat sanatını da çok kullanır. Farsça tamlamalar Nef’î'nin şiirlerinde dikkat çekecek sayıdadır; ancak onun tamlamaları, yüzyılın önde gelen "Sebk-i Hindî" uslûbu temsilcilerinden Nâ'ilî ve Neşatî'nin kurduğu tamlamalara göre daha kolay anlaşıldığı gibi saydığımız bu özelliklerin olması da onu "Sebk-i Hindî"nin temsilcisi saymak için yeterli değildir. Nef’î şiirde ses unsuruna önem vermiştir. Tasvirleri çoğunlukla mübalağa yanı ağır basan tasvirler olmakla birlikte başarılıdır. Örneğin, ünlü bir kasidesinde, II. Osman'ın yenilgiyle sonuçlanan Lehistan Seferi'ni abartmalı bir dille ve başarıyla sonuçlanmış gibi tasvirden çekinmez. Genelde tasvirleri canlı ve güçlüdür. Nef’î'nin şiirleri vezin, kafiye vb. biçim özellikleri bakımından da başarılıdır.

     Nef’î, edebiyatımızın kendine özgü üslubu olan sayılı ustalarındandır. Özellikle kaside alanında, kendisinden sonra gelen hemen her şairi etkilemiştir. Fehîm, Nâ'ilî, Nedîm, Şeyh Galib, Haşmet, İzzet Molla vb. şairler onun etkisinde kalarak şiirlerine nazireler yazmışlardır.

    Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.

 

 

       Neşatî

   "Sebk-i Hindî"nin bu yüzyılda yaşamış bir başka temsilcisi de Neşâtî'dir. Neşâtî'nin doğum tarihi bilinmemektedir. Ancak, yüzyılın ilk yarısında yaşadığı ve 1674 yılında öldüğü, kaynakların onun hakkında verdiği bilgiler arasındadır.

    Neşâtî yüzyılın gazel ustalarındandır. Kaside de yazmış olmakla birlikte, esas ününü gazelleriyle kazanmıştır. Kasidelerinde Nef’î’nin etkisi görülür. Neşâtî tasavvuf terbiyesi almış olmasına rağmen şiirlerinde mutasavvıf ruhu görülmez. Şiirleri içten ve duygulu olup daha çok âşıkane tarzda yazılmıştır. Neşâtî divanında yer alan şiirlerin çoğu başkalarınınkine nazire olmakla birlikte bunlar sıradan nazireler olmayıp Neşâtî'ye özgü şiirler görünümündedir. Neşâtî, Sebk-i Hindî'nin öteki temsilcileri olan Nâ'ilî ve Fehîm'le birlikte Kâmî ve Nâzım gibi kendisinden sonra gelen bazı şairleri etkilemiş ve bu şairlere üstatlık etmiştir.

    Eserleri: Dîvân, Hilye, Edirne Şehr-engîzi, Şerh-i Müşkilât-ı Urfî.

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.

 

       

        Nâbî

        1642 yılında, Şanlıurfa'da doğan Yusuf Nâbi iyi bir eğitim görerek büyümüş, 24 yaşındayken de İstanbul'a gitmiştir. Burada eğitimine devam eder, şiirleri ile tanınmaya başlar, Musahip Mustafa Paşa'nın dîvân kâtibi ve kethüdası olur. Paşa vefat edince ise Halep'e gider. İstanbul'da geçirdiği dönemde bir çok önemli isimle arkadaşlıkları olmuş, sarayla da bazı ilişkiler kurmuştur. Bunun da etkisiyle, Halep'te geçirdiği yıllarda (yaklaşık 25 yıl) devletin sağladığı imkânlarla rahat bir hayat sürdürmüştür. Eserlerinin çoğunu Halep'te geçirdiği bu yıllarda kaleme almıştır. Daha sonra arasının da iyi olduğu Halep Valisi Baltacı Mehmet Paşa sadrazam olunca Nâbi'yi yanına aldı. Bu dönemlerde Nâbi Darphane Eminliği, Başmukabelecilik gibi görevlerde bulundu. Ayrıca, bazı kaynaklara göre Nâbi aynı zamanda çok güzel bir ses sahipti ve müzik konusunda da fazlasıyla başarılı idi. "Seyid Nuh" ismiyle bazı besteleri olduğu bilinir. Nâbi, İstanbul'da 1712 yılında vefat etti.

    Dönemi, Çalışmaları:

   Nâbi Osmanlı'nın duraklama devrinde yaşamış bir şairdi, yönetim ve toplumdaki dejenerasyona ve bozukluklara şahit oldu. Çevresindeki bu negatif olgular onu didaktik şiir yazmaya itmiş, eserlerinde devleti, toplumu ve sosyal hayatı eleştirmesine neden olmuştur. Ona göre şiir hayatın, karşılaşılan sorunların ve günlük yaşamın içinde olmalı, hayattan, insandan ve insanî konulardan izole edilmemelidir. Bu yüzden şiirleri hayat ile alâkalı, çözümler üretmeye çalışan, yer yer nasihatta bulunan bir yapıdadır. Eserlerinin herkes tarafından anlaşılması ve hayatla iç içe olmasını istemesindendir belki de, kullandığı dil yalın ve süssüzdür.

    Başlıca Eserleri Dîvân, Hayriye, Hayrabâd, Tuhfetü'l Haremeyn, Surname, Fatihnâme-i Kâmaniçe,  Zeyl-i Siyer-i Veysi

Kaynak: "http://tr.wikipedia.org/wiki/Nabi"

 


           Şeyhülislâm Yahya

    16. yüzyılın ikinci yansıyla 17. yüzyılın ilk yansında yaşamış olan Şeyhülislâm Yahya 17. yüzyılın önde gelen şairlerindendir. Şeyhülislâm Yahya, kaynakların verdikleri bilgiye göre iyi öğrenim görmüş, medrese hocalığı yapmış ve şeyhülislâmlığa kadar yükselmiştir. Gerek kişiliği gerekse şiirde gösterdiği ustalıkla başta dönemin padişahı IV. Murad olmak üzere çevresinden büyük saygı görmüştür. Dönemin şairleri Nef’î, Atâyi ve Nâ'ilî, Şeyhülislâm Yahya'ya gösterdikleri saygıyı ona yazdıkları şiirlerde dile getirmişlerdir. Yahya, IV. Murad'a yazdığı bir methiye dışında kaside yazmamış ancak, kendisine bir devlet büyüğü olarak kasideler sunulmuştur. Kısacası yaradılışı da gazel söylemeye uygun olan Yahya, gazel şairidir ve edebiyatımızdaki yerini gazelleriyle kazanmıştır. Hayatın zevk ve eğlencelerini insanoğlunun duygusal özlemlerini olduğu gibi yalın bir dille ve içtenlikle gazellerinde dile getirmiştir. Bir gazel şairi olarak şiirlerinin konusu çoğunlukla aşk, doğa ve rindliktir. Şeyhülislâm olmasına karşın şaraptan meyhaneden sıkça söz açması tutucu çevrelerce hoş karşılanmamış hattâ küfürle suçlanmıştır. Yahya ise şiirlerinde her zaman, riyakâr din adamlarına karşı meyhanenin hoşgörüsüne sığınmayı, alçakgönüllülüğü, içtenliği, gerçek rind doğruluğunu savunmuştur.

     Şeyhülislâm Yahya'nın neşeli, hayata bağlı, hoşgörülü ve candan kişiliği şiirlerine, insana yakın ve samimi bir yapı kazandırmıştır. Şiirlerindeki içtenliğin yanı sıra İstanbul Türkçesini de başarılı bir biçimde kullanan Yahya'nın, külfetsiz ve samimi şiirleriyle, rahat anlatımı, kendisine döneminde ve döneminden sonra büyük ün sağlamış ve divan şiirinin gazel ustaları arasında yer almasına yardımcı olmuştur. Bazı kaynakların, Yahya'nın Bakî ile Nedîm arasında "köprü" oluşturduğu görüşünde olmalarında gerçek payı vardır. Gerçekten, rindane ve âşıkane konulu gazelleri İstanbul Türkçesinin en güzel örnekleri arasındadır. Nedîm de divanında gazel söylemede Bakî ve Yahya'yı beğendiğini söyler. Üslûbu içerisinde yer yer tasavvufî edaya rastlanırsa da genelde şiirlerini lâ-dinî bir atmosfer içerisinde yazmıştır. Yahya çağdaşı Nef’î'yi beğenir, ayrıca onunla dostluğu da vardır. Nef’î'den etkilenerek ya da latife yollu Nef’î'ye cevaben yazdığı bazı şiirlerini kaynaklar kaydederler. Hoş sohbet, nükteci bir kişiliğin sahibi olarak tanınmıştır.

     Eserleri: Dîvân, Sâkî-nâme, Muhsin-i Kayserî’nin Ferâiz adlı eserinde yaptığı şerhi bulunan Yahya, İbn-i Kemâl’in Nigâristâ’ının tercümesini de yapmıştır.

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.


Ana sayfaya git